TKP/ML MK-SB: KOMÜNİZM VE DEVRİM MÜCADELESİNDE ÖLÜMSÜZLEŞENLER, ÖZGÜR BİR YAŞAMIN NABZIDIR!

HomeTürkçe

TKP/ML MK-SB: KOMÜNİZM VE DEVRİM MÜCADELESİNDE ÖLÜMSÜZLEŞENLER, ÖZGÜR BİR YAŞAMIN NABZIDIR!

Türk, Kürt ve Çeşitli Milliyetlerden Emekçi Halkımız, Yoldaşlar, Ölüm, bir yaşamın fiziksel sonudur. İnsan için yaşam, doğum ile ölüm arasında geçe

TKP/ML-MK : MERCAN-ŞAHVERDİ DİRENİŞİ PARTİMİZE BAĞLILIĞIN, HALK SAVAŞINDA ISRARIN ADIDIR!
TİKKO’dan Türk Ordusuna Yönelik Sabotaj Eylemi…
TKP/ML – MK : 51 YILDIR ÖLÜMSÜZLERİMİZDEN ALDIĞIMIZ GÜÇ VE İNANÇLA “TEK ÇARE DEMOKRATİK HALK DEVRİMİ” ŞİARIYLA BİR ADIM DAHA İLERİYE!

Türk, Kürt ve Çeşitli Milliyetlerden Emekçi Halkımız,

Yoldaşlar,

Ölüm, bir yaşamın fiziksel sonudur. İnsan için yaşam, doğum ile ölüm arasında geçen süreyi ifade eder. İnsan, doğası gereği toplumsal bir varlıktır; ömrünü anlamlı kılan da toplumsal ilişkiler içindeki konumlanışıdır. İnsanın bilinçli faaliyeti, ilkel-komünal toplumla birlikte eşitlik, paylaşım ve adalet temelinde şekillenmiş; sınıflı toplumların ortaya çıkışıyla birlikte ise insanın kendi doğasına yabancılaşması dayatılmıştır. Egemenler bugün yaşamı bireysel bir yarış, ölümü ise sessiz bir son olarak dayatıyor.

İnsanın toplumsallığına yönelik bu saldırı, bireyselliğin kutsandığı ve yaşamın bireysel bir amaca indirgenmeye çalışıldığı bir sürece evrilmiştir. Egemenler bu bireysel yaşam anlayışını insan ve doğa için değil, kendi egemenliklerinin ve sömürü düzenlerinin devamı için yüceltmişlerdir. Onlar için insan yaşamı, zenginliklerine zenginlik katan bir araç olagelmiştir. Sınıflı toplumların her kesitinde bir avuç egemen, geri kalan geniş yığınların yaşamını kendi çıkarları doğrultusunda ipotek altına almıştır. Geniş yığınlar ya onların sefası ve zenginliği için yaşar ya da “kutsal” bir son olarak sunulan ölüm, bir korku abidesi şeklinde tehdit aracına dönüştürülür.

Oysa insan doğası, insanın insana hizmeti değil; topluma hizmeti üzerine kuruludur. Eşitlik, adalet ve paylaşım bu temel üzerinden şekillenmiş; bu değerler dayatılan bireyselliğe karşı bir isyan mottosuna dönüşmüştür. Egemenler, dayattıkları bireysel yaşam anlayışı sonucunda ölümü bir “son” olarak empoze ederken; toplumsal yaşam mücadelesi içinde ölüm, yeni bir yaşamın müjdesi olarak anlam kazanmıştır. “Kuş tüyü hafifliğindeki ölümler” ile “Tay Dağı kadar ağır ölümler” arasındaki fark burada ortaya çıkar. Deniz Gezmiş’in ifadesiyle: “İnsanlar doğar, büyür, yaşar ve ölürler. Önemli olan çok yaşamak değil; yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir.”

Egemenlerin “son” olarak dayattığı ölümün, devrimciler için yeni bir yaşamın filizlenmesi olarak tanımlanması da buradan anlam kazanır. İnsanlığın kendi özüne; sömürüsüz, eşit, özgür ve paylaşımın egemen olduğu bir düzene yürüyüşü uğruna verilen mücadelede komünistler ve devrimciler, yalnızca mücadeleleriyle değil; ölümleriyle de toprağa düşen tohumlar olmuştur. Onların ölümü, sömürü ve zulüm düzeninde karanlığın zaferi değil; geleceğin kalp atışlarıdır. Çünkü her düşen nefer yeni bir bilinci doğurur, her yas örgütlü bir öfkeye dönüşür. Özgür ve eşit bir dünyanın nabzı bu diyalektikle atar. Ölüm mücadeleyle aşılır, yaşam direnerek anlam kazanır.

Halkımız, Yoldaşlar;

İçinden geçtiğimiz süreçte eşitsizlik ve adaletsizlik daha da derinleşmekte, sömürü çarkı her geçen gün daha fazla sıkılaştırılmaktadır. Dünya, bir avuç azgın azınlığın çıkarları uğruna giderek daha yaşanmaz hâle getirilmektedir. Dünya tarihinin belki de en büyük servet birikiminin yaşandığı günümüzde bu zenginlik, küçük bir azınlığın kasasını doldururken; açlık, yoksulluk ve sefalet büyüyerek derinleşmektedir. Bolluğun sefaleti büyüttüğü bu çağda yaşam, egemenlerin zevk ve sefa sürdüğü; geniş yığınların ise yaşamı ölüm derekesinde sürdürdüğü bir rutine indirgenmiştir.

Çelişki yalnızca ezen ile ezilen arasında değil; egemenler arasında da sürmektedir. Biriken servet üzerinde söz sahibi olabilmek için emperyalistler arasında bitmek bilmeyen bir hegemonya mücadelesi yaşanmaktadır. Özellikle enerji kaynakları üzerinden yürütülen lokal ölçekli hegemonya savaşları ve işgaller, sömürü çarkını büyütmekle kalmamakta; katliamları da artırmaktadır. Hegemonya mücadelesi derinleştikçe savaşların niteliği değişmekte, bölgesel çatışmaların ardından üçüncü emperyalist paylaşım savaşı ihtimali daha yüksek sesle dile getirilmektedir. Ortadoğu’dan Pasifik’e, Latin Amerika’dan Afrika’ya kadar uzanan bu süreçte hem insan yaşamı hem de yaşamın temel dayanağı olan doğa büyük bir tehdit altındadır.

Servet birikimine rağmen derinleşen emperyalist-kapitalist sistem krizi, emperyalistler arasındaki çelişkileri büyütmekte; bu çelişkiler büyüdükçe çatışmaların dozu ve yıkıcılığı da artmaktadır. Bu durum egemenler için hegemonya mücadelesinin bir aracı iken ezilenler için kan, gözyaşı, katliam, yoksulluk ve açlık anlamına gelmektedir.

Bu kriz, ezilenler cephesinde mücadele dinamiklerini açığa çıkarırken mevcut çelişkileri de keskinleştirmektedir. Henüz zayıf ve örgütsüz olsa da ezilenlerin öfkesi ve direnişi gelişmektedir. Bu süreçte en ileri mevziler, silahlı mücadeleyle şekillenen direnişler ve bu direnişler etrafında birleşen kitlelerin oluşturduğu örgütlü güçlerdir. Bu güçler, egemenlerin iktidarı için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Emperyalistler, onların yerli işbirlikçileri ve uşakları, kendi aralarındaki çelişkilere rağmen bu tehdide karşı ortak saldırganlık geliştirmektedir. En küçük toplumsal muhalefete dahi azgınca saldıran egemenler, söz konusu silahlı direnişler olduğunda daha pervasız davranmakta; fiilî ve tasfiye saldırılarını birlikte yürütmektedir.

Gazze’den Suriye Kürdistanı’ndaki ulusal silahlı direniş güçlerine, halk savaşı yürüten Marksist-Leninist-Maoist hareketlere kadar uzanan saldırılar, silahlı direnişlerin kitleleri örgütleyen ve egemenlerin iktidarını sarsan politik-askerî misyonlarından kaynaklanmaktadır. Silahlar, hakların kazanılması ve kazanımların korunup büyütülmesi açısından güçlü araçlardır. Dünyayı silahların gücüyle dizayn etmeye çalışan egemenlere karşı, “ordusu olmayan halkın hiçbir şeyi yoktur” perspektifiyle mücadeleyi büyütmek tarihsel bir zorunluluktur. Filistin’de İsrail Siyonizmi’nin on yıllardır sürdürdüğü saldırılar karşısında karşılaştığı en büyük engel, Filistin halkının silahlı direnişi olmuştur. Kobane’de IŞİD gericiliğini durduran ve Kürt ulusal kazanımlarını sağlayan da yine silahlı direniştir.

Bugün Gazze’de ve Suriye Kürdistanı’nda silahlı mücadeleyi hedef alan emperyalist saldırılar, uşak ve işbirlikçiler eliyle topyekûn sürdürülmektedir. Dünyanın dört bir yanında gelişen dayanışma eylemleriyle beslenen direnişler, gericiliğin karşısında güçlü barikatlar örmektedir. Hindistan’da Maoistler öncülüğünde sürdürülen halk savaşına karşı ise “Kagar” adı altında kapsamlı saldırılar yürütülmektedir. Tüm bu direniş mevzilerinde halk, silahlı direniş güçleri etrafında kenetlenerek saldırıları püskürtme ve zafer kazanma hedefiyle mücadeleyi sürdürmektedir.

Yoldaşlar;

Emperyalistlere ve uşaklarına karşı mücadele, farklı alanlarda ve çeşitli araçlarla devam etmektedir. Bu mücadele, ağır bedellerle yürütülmektedir. Bu bedellerin en büyüğü, yaşamlarını insanlığın kurtuluşu davasına adayan devrimci ve komünistlerin fedakârlıklarıdır. Dağ başlarından barikatlara, fabrikalardan üniversitelere; doğasını savunan köylülerden emeği yok sayılan kadınların mücadelelerine kadar tüm direniş alanlarında dün olduğu gibi bugün de bu fedakârlıklar yolumuzu aydınlatmaktadır.

Onların isimleri yalnızca mezar taşlarında değil; mücadelenin sürdüğü her alanda yaşamaktadır. Çünkü devrim uğruna ölümsüzleşenler toprağa gömülmemiş, mücadelenin kendisi olmuştur. Her sabah güneşinin kızıllığında, dağ başlarında atılan her adımda, işçi mevzilerinde örgütlenen her grevde yeniden doğmuşlardır. Devrim ve komünizm mücadelesinde ölümsüzleşenler, tarihin dipnotları değil; mücadelenin nabzıdır.

Onlar yenilgiyi öğretmen bildiler, teslimiyeti ise parçaladılar. Mücadele edenlerin her zaman kazanamayacağını; fakat kazananların mutlaka mücadele edenler arasından çıktığını bilerek yürüdüler. Umudu göğüslerinde taşıdılar; çünkü umut yok olduğunda her şeyin çökeceğini biliyorlardı. Kaybetmenin değil vazgeçmenin yenilgi olduğunu kavrayarak konumlandılar ve bu bilinci bizlere miras bıraktılar.

Yoldaşlar;

Yoksulluğun, sefaletin, açlığın ve katliamların derinleştiği bugünlerde mücadeleden başka bir yol yoktur. Bu mücadeleye sıkıca sarılmak, onu örgütlü bir güce dönüştürmek ve egemenlerin korkularını büyütmek tarihsel bir sorumluluktur. Demokratik Halk Devrimi, sosyalizm ve komünizm mücadelesi insanlığın tek kurtuluş yoludur.

Partimiz, 1978 yılında gerçekleştirdiği 1. Konferansı’nda Ocak ayının son haftasını “Parti ve Devrim Şehitlerini Anma Haftası” olarak ilan etmiştir. Çünkü Ocak ayı Enternasyonal Proletaryanın ustalarından Lenin yoldaşın, Alman Komünist önderler Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg’un, Karadeniz’de alçakça katledilen TKP önderleri Mustafa Suphi ve 14 yoldaşının, Partimizin üyesi ve Halk Ordumuzun ilk komutanı Ali Haydar Yıldız ve ilk kadın şehidi Meral Yakar’ın ölümsüzleştiği aydır. Komünist önder İbrahim Kaypakkaya ise Ocak ayının son haftasında düşmanla girdiği çatışmada yaralı olarak tutsak düşmüş, aylar süren işkencelerde ser verip sır vermeyerek 18 Mayıs 1973’te, kurduğu partisini ardıllarına miras bırakarak ölümsüzleşmiştir.

Bu kararın ışığında tüm komünizm ve devrim şehitlerini anarken onların irade ve bilincini de kuşanalım.

Enternasyonal Proletaryanın ölümsüz ustaları Marks-Engels-Lenin-Stalin ve Mao yoldaşın bilimsel ideolojisi ışığında yürüyelim.

İbrahim’den Mehmet’e, Ali Haydar Yıldız’dan Cumhur Sinan Oktulmuş’a, Meral Yakar’dan Gökçe Kurban’a Proletarya Partisi saflarında mücadele ederken ölümsüzlüğe uğurladığımız yoldaşlarımızın izinden yürüyelim.

Çaru Mazumdar, Ho Şi Minh, Clara Zetkin, Başkan Gonzalo, Rosa Luxemburg, Basavaraj ve Hidma yoldaşların enternasyonal ruhunu kuşanarak yürüyelim.

Denizlerin, Mahirlerin, Mazlumların, Saboların devrimci mirasını kuşanarak yürüyelim.

Komünizm ve devrim mücadelesinde adları sınırsız sıra neferlerinin mücadele inancıyla yürüyelim.

Ölümsüzleşenlerimizin bizlere bıraktığı kızıl bayrağı ve Halk Savaşı sancağını sıkıca kavrayarak, onların bıraktığı boşluğu doldurarak yürüyelim feodalizmin, faşizmin, emperyalizmin ve her türden gericiliğin üstüne. Yürüyelim ki kâğıttan kalelerini yerle bir edelim.

 

– Şan Olsun Komünizm ve Devrim mücadelesinde Ölümsüzleşenlerimize!

– Ölümsüzlerimiz Komünizm ve Devrim Mücadelesinin Kutup Yıldızıdır!

– Ya Silahlarımız Susacak ya da Onlar Yaşamaya Devam Edecek!

– Yaşasın Halk Savaşı!

– Kahrolsun Emperyalizm ve Her Türden Gericilik!

– Yaşasın Marksizm-Leninizm-Maoizm!

– Yaşasın Proletarya Enternasyonalizmi!

– Yaşasın Partimiz TKP/ML ve Önderliğindeki TİKKO, TMLGB!

Ocak 2026

TKP/ML MK-SB

COMMENTS